Haklısınız

Haklısınız biz duygusal durumlarda sürüklenirken, siz hep mantıksal düşünceler içerisindesiniz. Biz hep duygularımızla yöne verirken hayatımıza, siz mantığınızla hareket edebilirsiniz. Biz onu nasıl daha çok sevebiliriz diye düşünürken, siz nasıl daha güzel bir hayat’a sahip olabiliriz diye düşünebilirsiniz . Biz daha çok sevdiğimizi nasıl anlatabiliriz’i düşünürken siz bana nasıl daha güzel bir hayatı yaşatabilir’i düşünebilirsiniz. Biz ona nasıl ulaşabilir’i düşünürken siz ondan nasıl uzaklaşırım’ı düşünebilirsiniz’i düşünebilirsizin.

Haklısınız, sonunda kazanan siz olacaksınız. Biz ise sadece uzaktan izleyen. Ancak bizim ruhlarımız halen içimizde olacak siz ise onları çoktan şeytan’a teslim etmiş.

Barış AKDEMİR
18 Haziran 2011

Yazılar kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Gemi Gibiydim

Bir gemi gibiydim aslında.
Dümeni kırılmış,
Yelkeni yırtılmış,
Pusulası şaşmış.

Azimle,sabırla tamir ettim hepsini.
Dümenimi tamir ettim, istediğim yöne gideyim diye.
Yelkenimi tamir ettim, bir yere gidebileyim diye.
Pusulamı tamir ettim, istediğim yere gideyim diye.


Barış AKDEMİR
Mayıs 2011

Şiirler kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İthal Öğretmen

   Birkaç gündür “İthal Öğretmene HAYIR” başlıklı paylaşımlara rastlıyorum sosyal ağlarda. Elbette o kadar yetişmiş öğretmenimiz varken Öğretmen “İTHAL” etmek anormal bir durum ancak ben size farklı bir açıdan bakmanızı önereceğim !!!

   Eminim bu paylaşımları yapanlar da bu görüşe sahiptirler. Sizce hangi yerli ürün, ithalden daha iyi ki ? Hep duyduğumuz sözlerdir; “Gavur yapıyor arkadaş”,”Adamlar ne araba yapmışlar” vs vs liste uzar gider.Hanginiz yerli ürünler dururken, yabancısını almadınız ki? Lise yıllarında, üniversite yıllarında kaçınız, adidas, nike ayakkabı için ailenizle tartışmadınız. Belki de en acısı; acaba kaçınız, yabancı marka takım elbiselerle, ayakkabılarla, kıyafetlerle Zorunlu Staj Derslerine girmedi ki?

   İthal ürünlere olan ilginin nedeni sadece kalite değil tabiki, fiyat avantajı olanlar da var elbet. 50 kuruş daha ucuz diye hangimiz Çin malı testereleri vb şeyleri tercih etmedikki. Özellikle Öğretmenler için,Çin malı defterler, kalemler. 20 tane kalemin 1 lira olması herkesin hoşuna gitmişti oysa !!!

   Özellikle araba konusuna vurgu yapmak istiyorum. Kaç öğretmenimle yerli/yabancı araba tartışması yapmışımdır allah bilir.Yabancı araba’nın daha kaliteli olduğunu söylerken neden bu görüşleri paylaşmıyordunuz ? Evinize aldığınız buzdolabının ithal olduğunu söylerken ? Kendisi dershane öğretmeniydi ama reklam yapmayayım, ithal marka takım elbisesiyle hava atarken de aynı düşünceyi neden savunmuyordu acaba ?

   Aslında demek istediğim şey şu: yıllarca her türlü ithal ürünü savunan arkadaşlarım neden şimdi yerliyi savunmaya başladılar acaba? İlla kendi başınıza mı gelmesi gerekiyordu? Elbette ülkemizde üretilmesi zor olan ürünler vardır ama herkes yerlisi olan ürünlerin ithallerini tercih etmeseydi, belki de şu an ülkede öğretmen bulamamaktan dolayı Öğretmen ithal etmeyi tartışıyor olabilirdik !!!

   Elbette insan ile ürün birbiri ile karşılaştırılamaz. Belki bana kızacaksınız, çok sinirleneceksiniz ama sizden bir tek isteğim var. 2 dakikanızı ayırıp, ne demek istediğimi bir daha düşünün. Bütün öğretmen ve öğretmen adaylarına saygılar. Yeni nesil sizlerin eseri olacak…

Hayattan kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | 3 yorum

Hissizleşmek

   İnsanın dünyaya geldiği anda neden ağladığını hepimiz az çok biliyoruzdur. O ana kadar ciğerleri oksijenle hiç karşılaşmamıştır. Yani oksijeni hiç hissetmemiştir ve bu değişim ya da ilk karşılaşma onun canını acıtır. Hayat yolculuğuna yeni başlayan kişi bu acıyı kaldıramaz ve doğal olarak ağlamaya başlar. Ancak oksijen’e alıştıktan sonra bu durum devam etmez. Yani 20 yaşındaki bir insan nefes aldığı için ağlamaz. Yani canı yanmaz ya da bu acıya karşı artık hissizleşmiştir.

   İlk aşkınızı hatırlıyorsunuzdur. Onun sizi reddetmesini ya da ondan ayrıldığınız zamanı. Genelde ilk aşkların mutlu sonları, filmlerde ya da romanlarda olur. O günlerdeki ruh halinizi bir düşünün. Sanki hayatın sonunun geldiğini hissettiğiniz, artık sizi yaşamaya bağlayan bir şeyin kalmadığını düşündüğünüz, hatta küçük bir depresyon geçirdiğiniz o günleri. Yastığa başınız koyduğunuzda içinde onun olduğu güzel hayaller kuramadığınız ve bunun için defalarca lanet okuduğunuz o günleri. Belki şimdi bile hatırladığınızda içinizde halen tam olarak tanımlayamadığınız hisler hissediyorsunuzdur. Ama ya sonraki aşklarınıza ne oldu. Hatta adına “aşk” bile demediğiniz diğer yaşanmışlıklarınıza ya da yaşanamamışlıklarınıza. Onların hiçbirisi canınızı ilk aşkınız kadar acıtabildi mi ?

   Hani başta oksijenle ilk tanışmamızı ve bu acı karşısındaki ağlayışımızdan bahsetmiştik. İlk aşkımız aslında bizim oksijenle ilk tanışmamızdı. O duyguları daha önce hiç yaşamamıştık. Hiç hissetmemiştik daha önce. Benzer şeyleri başkalarının da yaşadığını ve halen yaşamlarına devam ettikleri gerçeğini kabullenmemiştik. Yani o acıya karşı henüz hissizleşmemiştik. Bir çok şey yaşadık ilk aşkımızdan sonra ve her seferinde daha az acıdı canımız. Bir gün canımızın hiç acımadığını fark ettik. Artık hissizleşmeye başlamıştık o acıya karşı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ettik yaşamımıza. Sonra bir gün duygularınızın köreldiğini ve bencilleştiğinizi hissettiniz. Çünkü artık hiçbir insan, size dünyanın onun etrafında dönüyormuş gibi davranmanızı sağlayamazdı. Evet artık aşk’a inanmıyorsunuz. Siz artık ancak bir insanı sevebilirsiniz. Ama onu da ancak o insanı tanıyarak başarabilirseniz ve tabi o kişiyi tanıdıktan sonra istediğiniz gibi birisi çıkarsa. Yani kimseyi ilk görüşte sevemezsiniz.

   Peki artık neden aşk’a inanmıyorsunuz. Çünkü artık duygularınızla değil, düşüncelerinizle hareket ediyorsunuz. Tanımadığınız bir insan için anlamsız delilikler yapmak size mantıksız geliyor. Belki biraz saçma geldi ama evet. İnanın sevmek de en az aşk kadar güzel olacak. Çünkü sevdiğiniz kişi için kurduğunuz hayaller ütopik olmayacak. Hayalinizde bir cafeye gittiğinizde o kişinin ne içeceğine siz karar vermeyeceksiniz çünkü onun ne içtiğini zaten biliyorsunuz ve o kişi size bir gün “ama ben böyle hayal etmemiştim” cümlesini kurdurmayacak. Bir düşünün isterseniz. Aşık olduğunuz kişileri tanımadan ne hayaller kurmuştunuz.

   Bunu kesinlikle duyguların körelmesi olarak algılamayın. Artık duygularınızı mantığınızla yönlendiriyorsunuz ve o duyguları değer yargılarınız çerçevesinde, değeceğini düşündüğünüz insan’a yönlendiriyorsunuz sadece. Zaten olması gereken de bu değil mi ?

   Son satırlarımı da biraz sevmeye ayırmak istiyorum. Daha doğrusu; “bir insanı tanıyıp sevdikten sonra kaybederseniz ne olur”’a.  Halen bunu tecrübe edebilmiş değilim ancak, sanırım işte o zaman insan’ın yıkıldığı an olur. Belki de onların sayısı da arttıktan sonra tamamen hissizleşir insan ve bu duyguları bir daha hiç yaşayamaz.

25 Aralık 2010
22:15

“2010’un son günlerinde hep 2010’un bana ne kattığını düşünüyorum. Belki de en büyük katkısı bu oldu. Artık duygularımla hareket etmiyorum ve gelecek hayallerimi kurarken duygularımdan yardım almıyorum.”

Yazılar kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | 5 yorum